|
|
#1 |
|
Seljak Sa Macugom
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1.858
Seljak 1.553 Mesaj için 4.760 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 6 times
Seljak 11 Mesajda 11 Defa Eksilendi!
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ulahlar
Roma İmparatorluğu'nun Balkanlar'daki Mirası: Ulahlar
Bu yıl, Osmanlı padişahı Sultan II. Abdülhamit döneminde yayınlanan ve Ulahlar'a ilk kez ortak haklar tanıyan fermanın 100. yıldönümü. Ferman Ulahlar'a okul ve kiliselerde kendi dillerini konuşma, kendi yerel meclislerini seçme ve bunun yanı sıra okul, kilise ve benzeri milli kurumlar kurma hakkı verdi. Ayrıca 1908-1913 yılları arasında Osmanlı Parlamentosunda bir milletvekili, bir senatör ve bir bakan olmak üzere üç temsilcileri bulunuyordu. Güneydoğu Avrupa'nın dört bir yanındaki Ulahlar 2 Mayıs'ı Uluslararası Ulah Günü olarak kutluyor. ![]() Geleneksel uğraşları çobanlık olan ve daha iyi otlak arayışları sonucunda Balkanlar ve Doğu Avrupa'ya ulaşan Ulahlar'a, bugün kıtanın kuzeyindeki Polonya'da bile rastlamak mümkün. Kır hayatına olan bağlılıkları sayesinde Balkanlar'da yüzyıllar boyunca süren etnik çatışmalardan çoğu zaman uzak kalan Ulahlar, bulundukları her yerde çoğunluk nüfusu ile barış içinde birarada yaşıyor. Ulahlar'ın kökeni, tıpkı kullandıkları dil açısından benzerlik gösterdikleri Rumenler'de olduğu gibi henüz bilinmiyor. Kimileri bu toplulukların Balkanlar'daki Romalılar'ın kimileri ise Romalılaştırılmış kolonilerin soyundan geldiklerine inanıyor. Rumen kültürü Slavlar'ın etkisi altında kalırken, Tuna'nın güneyinde ortaya çıkan Ulah kültüründe Bizans ve Yunan izleri görülüyor. ![]() Ulah dansçılar 1905 [Marian Tutui'nin izni ile] Tarihçiler bu toplulukları Makedon Rumenleri olarak adlandırırken, onlar Arumenler'i kullanmayı tercih ediyorlar. Dilbilimcilerin ortak görüşü, Ulah ve Rumen dillerinin aynı Latince temelli dilden türediği yönünde. Bu dilden türeyen bir diğer dil olan Dalmaçya dili 1898'den beri kullanılmazken İstro Rumence Hırvatistan'da hâlâ birkaç bin kişi tarafından konuşuluyor. Karadağ'da bulunan Durmitor Dağı gibi toponimler de Tuna çevresinde ve dağlık bölgelerde Latince konuşan toplulukların yaşadığını doğruluyor. Got dilinden gelen ve orijinal anlamı "yabancı" olan "Ulah" kelimesi daha sonraları "Latin lehçelerini konuşan" anlamında kullanılmaya başlandı. Alman kabileleri, günümüzün Galler halkını oluşturan Romalıları o dönemlerde "Galli" diye adlandırırken, Güney Belçika'daki Romalılar'a Valonlar denmekteydi. İtalya'nın Macar dilindeki karşılığı bugün bile "Ulahlar'ın Ülkesi" anlamına gelen "Olaszag". Bizans İmparatorluğu bünyesinde pek çok Ulah eyaleti bulunmakla birlikte bunlardan çok azı güçlü devletler kurabildi. Assan hanedanı döneminde (1185-1258) ikinci Bulgar İmparatorluğu ya da Bulgar-Ulah devletinin kurulması Ulahlar'ın en büyük başarısı oldu. 18. yüzyılın sonlarına doğru Arnavutluk'taki 60 bin nüfuslu Ulah kenti Moskopol'de (Voskopoje) 22 kilise, bir akademi ve bir basımevi bulunuyordu. İlk Ulah sözlükleri, dilbilgisi ve alfabe kitapları o dönemde basıldı. Fakat bu gelişmiş Ulah kenti 1788 yılında Tepelanalı Ali Paşa tarafından talan edildi. 19. yüzyılın ortalarında Ulah toplulukları yetkililerin de desteğiyle okullar ve kiliseler kurdu. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüyle birlikte imparatorluk toprakları, Ulah nüfusuna yaklaşımın her birinde farklı olduğu bağımsız devletlere ayrıldı. 1925-1932 yıllarında 4.946 ile 6.553 arasında Ulah ailesi toplu olarak Romanya'ya göç etti. Balkanlar'da ilerleyen dönemlerde hakim olan komünist rejimler, Ulahlar'a ait tüm okul ve kurumları kapattı. Milliyetçilik politikalarının yükselişi, Ulahlar açısından genel olarak bir dezavantaj oldu. ![]() Ulahlar 1903 [Marian Tutui'nin izni ile] Yeni kurulan devletler kültürel açıdan homojen bir yapı oluşturmaya çalışıyordu. Çobanlık ve ticaretle uğraşan dağınık haldeki Ulah toplulukları ise bu çabalar karşısında kimliklerini koruyabilecek kadar güçlü değillerdi. Dahası, yeniden çizilen sınırlar mevcut toplulukları dağıtarak tecrit etti. Bir zamanlar Balkanlar'da oldukça çok sayıda Ulah yaşarken, yapılan son nüfus sayımlarına göre bugün nüfus içindeki payları yüzden 1'den az. Yine de Ulahlar, 20. yüzyılda Balkanlar'da yaşanan belli başlı olaylarda önemli rol oynadılar. 1903 yılında (4000 Ulah'ın nüfusun üçte ikisini oluşturduğu) Makedonya'nın Kruşevo kentinde çıkan Saint Elias Ayaklanması sırasında çok uluslu bir hükümet kuruldu ve bu hükümetin üç bakanı, tıpkı Makedonlar'ın ulusal kahramanı yerel askeri lider Pitu Guli (1845-1903) gibi Ulah kökenliydi. Kruşevo Cumhuriyeti, Makedonlar tarafından bir etnik işbirliği örneği olarak görülüyor. Günümüzde Ulahlar'ın Balkanlar'da yaşayan ayrı bir etnik grup olarak pozisyonu belirgin değil. Yunanistan'da Latince'den türemiş bir dil konuşan bu halk genellikle Yunan olarak kabul ediliyor. Makedonya, Ulahlar'ın ulusal televizyon kanalında düzenli yayınlar yaptığı tek ülke. Ulah dilinin üniversite düzeyinde öğretimine yönelik girişimler hem Makedonya hem de Arnavutluk'ta olumlu kaşılanmakla birlikte bu konuda henüz bir mesafe kaydedilemedi. Ulah öğrencilere yönelik üniversite bursları için fon ayıran Romanya'da ise Çavuşesku rejiminin yıkılışından bu yana Ulahlar'ın dillerini ve kültürlerini tanıtmak amacıyla örgütlenmelerine olanak tanınıyor. Fakat giderek daha fazla sayıda Ulah kendi şivesini bilmiyor ve ortak haklarından yararlanamıyor. Ulahlar etnik bir grup olarak uluslararası arenada yeterince tanınmamakla birlikte, dünyaca ünlü isimler arasında çok sayıda Ulah kökenli kişi mevcut. Mücevher tasarımcısı Bulgari ailesi, futbol yıldızları Gheorghe Hagi ve Ilja Najdovski, film yönetmenleri Dan Pita ve Ljubisha Georgievski, oyun yazarı Branislav Nushiç, Balkan sinemasının öncülerinden Milton ve Ienache Manakia ve modern Olimpiyatların kurucularından Evanghelie Zappa bu isimlerden bazıları Marian Tutui, Bükreş
__________________
umornom je srcu predah,ono sto se zove sevdah.... |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Prvi seljak
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 80
Seljak 71 Mesaj için 198 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 1 times
Seljak 3 Mesajda 9 Defa Eksilendi!
![]() |
Cevap: Ulahlar
Tuna’nın güneyinde, Teselya ve Epir arasındaki dağlık bölgede yaklaşık 500 bin civarında Ulah azınlık yaşamaktadır.
Ancak Ulah kaynakları Yunanistan’da yaşayan Ulahların sayısını 600 bin, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler Kayıtları ise 300 bin olarak vermektedir. Latin kökenli olan Ulahlar, Romence ile akraba bir lehçe kullanmaktadırlar. Ulahların da ayrı bir etnik kimliğe sahip olduğunu reddeden Yunanistan yönetimi, bunları da Roma İmparatorluğu zamanında Latinleşmiş olan “Helen asıllı Vlaklar” olarak gösterme çabası içerisindedir. Not; Malesef durumları Pomak larla aynı .Her egemen devlet kendine yontuyor. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Prvi seljak
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 84
Seljak 84 Mesaj için 234 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 2 times
Seljak 38 Mesajda 39 Defa Eksilendi!
![]() |
Cevap: Ulahlar
YUNANİSTAN’DA ULAHLAR
Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU Kendilerini daha çok Romani, Aromani, Kutso[v]lahlar olarak adlandıran, Poulton’a göre (Bkz. Poulton, Hugh, Balkanlar-çatışan azınlıklar, çatışan devletler, Sarmal yayınevi, İstanbul 1993, s. 228) bir tür Romence konuşan ve geleneksel olarak kırsal özellikler taşıyan Ulahlar da, [Makedonlar, Türkler ve Arnavutlar gibi] Yunanistan’da varlıkları sadece reddedilen değil, kendilerine, Yunan kimliği dayatılan başlıca “etnik” azınlıklardan biridir. Diaspora’daki Ulah kaynakları, Yunanistan’daki Ulah sayısının 250 bin-1 milyon 200 bin arasında olabileceğini belirtmektedir. Ulahlar, Yunanistan tarafından “bir tür diyalekt konuşan Yunanlılar” ve hatta “Roma döneminde Latinleşmiş Yunanlılar” olarak nitelendirilmektedir. Bununla birlikte, daha II. Dünya Savaşı döneminin hatıraları ve kayıtları, diğerleri gibi Ulahlar’ın da Yunan değil, kendilerine özgü bir “etnik” unsur olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim, bu “etnik” unsur, (II. Dünya Savaşı’na kadar süregelen baskı ve ayrımların bir sonucu olarak) kısmen İtalyanlar’la işbirliği yapmaktan çekinmemiştir. Çünkü iki savaş arası dönemde, özellikle de Metaksas diktatörlüğü döneminde uygulanan baskı ve ayrımlar çerçevesinde Ulahlar da zorunlu Yunanca öğrenmeye ve konuşmaya zorlanmıştır. II. Dünya Savaşı’nda İtalya’nın gözetimi ve denetimi altında “Prens” olarak ilan edilen Alkibiades Diamandi liderliğinde “Pindus Prensliği” kurulmuştur. Diamandi, aynı zamanda “Romen Lejyonu” diye de anılan askeri kuvvetin başındaydı ve Prenslik, Epir’in yanısıra Makedonya’yı ve Teselya’nın tamamını kapsamaktaydı. İtalyanlar’ın ayrı tutabilmek umuduyla silahlandırdığı Teselya ve Epir vadilerinde yaşayan Ulah savaşçılar, giydikleri koyun postundan kalpaklarını kendilerine özgü bir savaş simgesi haline getirmişti. Ulah azınlık daha çok dağlık ve yayla bölgelerinde yaşamakta, sürü çobanlığı, çiftçilik ve ticaretle uğraşmaktadır. Pindus dağları ve çevresi, Teselya, Ege Makedonyası’nın batı ve kuzey kısımları, Vermion dağı ve çevresi ile Selanik’in kuzeyindeki Megleno bölgesinde yaşamaktadır. Ulahlar’ın bir bölümü Yunan devletinin uyguladığı asimilasyon politikasına bir ölçüde boyun eğdiler, hatta asimile oldular, ancak daha kesin tavır koyanlar Yunanistan’ı terk ederek ABD, Avustralya gibi denizaşırı ülkelere göç ettiler ve bir “Ulah diasporası” oluşturdular. Pindus’lu Margarit’in eğitim faaliyetleri ile birlikte Ulahlar arasında 19. yüzyılın ikinci yarısında bir “milli” bilinçlenme başlamıştır. Margarit’in Ulah gençleri üzerindeki eğitimi, onlara Ulahça öğretmesi ve zamanla bölgede Rumen okullarının açılması, öncelikle cemaatini yitirme kaygısına düşen Rum-Ortodoks Patrikhanesi’nin tepki göstermesine yol açmıştır. Bunun üzerine Bükreş’e giden Margarit, “Makedo-Rumen Komitesi”ne katılmıştır. Bu çerçevede 1892’de İstanbul’a gelen 6 Ulah temsilci ve 2 rahip, Patrikhane’nin kendilerine yönelik faaliyetlerinden ve baskılarından şikayetçi olmuş ve yardım istemiştir. Bunun üzerine Osmanlı yönetimi Ulahların “kiliselerini kurmalarına ve kendi dillerinde ayin yapmalarına” olanak sağlamıştır. Yunanlılar ise bu gelişmelerden rahatsız olmuşlar ve Ulah rahipleri çetecilerle tehdit etmişlerdir. Yunanlılar, Şubat-Mart 1905’te Lerin’in (Florina) Nikhovan köyünde yaşayan Ulahlar’a saldırmış ve 6 kişiyi katletmiştir. Ancak bu olaylar, Ulahlar’ın kısa süreli de olsa Osmanlı Devleti bünyesinde, 22 Mayıs 1905 tarihli fermanla “millet” olarak tanınmasını engelleyememiştir. Ulahlar’ın bu gelişmeden duydukları sevinç, Ulah milli şairi Konstantin Belematse’nin Sultan II. Abdülhamit’e atfen kaleme aldığı methiye ile ortaya konmuştur. Böylece Ulahlar, kendi yöneticilerini seçebilmişler, kilise ve okullara sahip olmuşlar (1912’ye kadar yaklaşık 114 okul, 4 lise), kendi dillerinde yayın yapabilmişler (1912’ye kadar yaklaşık 20 dergi-gazete), Meclis-i Mebusan’a temsilci de gönderebilmişlerdir. Ancak bu durum, öncesinde olduğu gibi, Yunan çetecilerin saldırganlıklarını arttırmış, Ulahların okullarına ve köylerine düzenlenen saldırılarla çok sayıda Ulah öldürülmüş ve evleri yakılıp yıkılmıştır. 1912-13 Balkan savaşları, Osmanlı’nın hakimiyetini kaybettiği topraklar üzerinde yaşayan tüm azınlıklar gibi Ulahlar’ı da olumsuz etkilemiştir. “Bükreş Barış Anlaşması” (1913) ile Yunanistan, kendi yönetimine geçen Ege Makedonyası’ndaki Ulahlar’ı azınlık olarak kabul etmiş ve okul ve kiliselerine önce izin vermiş, Makedon azınlığa uyguladığı etnik temizliği gerçekleştirememiş, ancak Ulahlar arasındaki “milli” bilincin kırılabilmesi için onların dillerini küçümseyen, kamuya açık yerlerde kullanımını kısıtlayan önlemler almaktan geri durmamıştır (“Bükreş Barış Konferansı” (1913) ile bağlantılı olarak, nota teatisi yapılmak suretiyle Sırbistan ve Bulgaristan’dakilerin yanısıra, Yunanistan’daki Ulahlar’a “okul muhtariyeti” garanti edilmiştir. Bu Konferans çerçevesinde bir yanda Sırbistan, Yunanistan ve Romanya, diğer yanda Bulgaristan arasında “Bükreş Barış Anlaşması” imzalanmış, I. Balkan Savaşı sona ermiştir. Yine Müttefikler’in Yunanistan’la (10 Ağustos 1920) Sevr’de imzaladıkları (Yunan Sevri) anlaşmada da, Pindus’taki Ulahlar’ın “okul ve hayır işleri” düzenlenmiştir. Bu anlaşmanın 12. maddesi ile Ulahlar için din, hayır ve okul işleri bakımından muhtariyet tanınmıştır). ABD, Avustralya ve Batı Avrupa ülkelerine göç eden Ulahlar arasında “milli” bilinç daha güçlü olup, kurdukları dernekler aracılığıyla bağlarını sürdürmüşlerdir. ABD’deki “Farsarotul Derneği”, Vasile Barba önderliğinde Almanya/Freiburg’da kurulan “Ulah Dili ve Kültürü” adlı oluşumlar, bunlara örnek olarak gösterilebilir. Diğer taraftan, Barba’nın girişimleriyle, Mannheim ve Freiburg üniversitelerinin Romanistik kürsüleri bir protokol imzalayarak, Ağustos 1986’da “Uluslararası Aromence Kürsüsü”nün hayata geçirilmesi sağlanmıştır. Almanya’da 3000 civarında Ulah bulunmakta olup, “Ulah Dili ve Kültürü Birliği” ve “Ulah Araştırmaları Merkezi” adlı oluşumlar aracılığıyla kimliklerini ve dillerini korumaya ve yaşatmaya çalışmaktadırlar. Diğer taraftan 1998 yılında Avrupa Konseyi Balkanlar Komitesi’nce yürürlüğe konan, Yunanistan tarafından da imzalanmış olan “Yerel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı” (“The European Charter of Regional and Minority Languages”), Ulah dilini de içine alan bir korumayı getirmektedir. Avrupa’da az konuşulan dillerin korunmasını ve yaşatılmasını öngören “Az Konuşulan Diller Avrupa Bürosu” (EBLUL-European Bureau for Lesser Used Languages) da Avrupa Birliği tarafından desteklenmesine rağmen, AB üyesi Yunanistan’dan tepkiler almaktadır. Yunanistan, Ulah “etnik” azınlığı hakkında “iyi niyet”ten yoksun politikalar izlemektedir. Kendi güdümünde kurdurduğu Ulah derneklerine etkinlikler düzenleterek, Ulahların kültürel varlıklarını sürdürdüğü imajı yaratmaya çalışmakta, ancak, tüm bunların Ulahça değil, Yunanca gerçekleştirilmesine izin vermektedir. Sotiris Bletsas adlı Ulah azınlık liderinin, 1995 yılında, EBLUL tarafından hazırlanmış olan ve “Avrupa’da az konuşulan dilleri” gösteren bir haritayı dağıtmasına izin vermemekle, Ulah azınlıkla ilgili tutumunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu eylemi nedeniyle polis tarafından tartaklanan ve yargılanan Bletsas, 15 ay hapis ve 500 bin drahmi para cezasına çarptırılmıştır. Sonuç olarak şunu söylemek olanaklıdır: Yunanistan, ülkesindeki başlıca “etnik” azınlıklar ve üyelerini “etnik tabakalaşma”ya tabi tutmuş, kendisiyle bunlar ve (sayesinde) yine Yunan etnik unsuruyla bunlar arasında “üst-ast”, dolayısıyla “çoğunluk-azınlık” ilişki örüntüleri kurmuştur. Yunanistan’ın halen son bulmayan bu politikasını, tüm taraflardan çok, “AB’nde AB’ne meydan okumak” şeklinde algılamak gerekmektedir. (Bu makale, büyük ölçüde; Dr. Halim Çavuşoğlu, Avrupa Birliği’nde “Etnik” Tabakalaşmaya Kasıt-Kanıt YUNAN VATANDAŞ(SIZ)LIK KANUNLARI (3370/1955 ve 3284/2004), Naturel Yayıncılık, Ankara 2007, xiv+205 s. başlıklı ve konulu kitabımızdan alıntılanmıştır.) Saygılarımla, Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|