Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres...  

Geri git   Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres... > Dom altında her şey yerli yerinde > Geçmişten Günümüze Balkan Kültürü > Osmanlı Tarihi
Kayıt ol Yardım Seljak Listesi Radio and TV Forumları Okundu Kabul Et

Osmanlı Tarihi Sene 1453 ey şanlı ordu ey şanlı asker...

   

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 28. July 2010, 07:05   #1
šarenalaža
Seljak Sa Macugom
 
šarenalaža - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2.482
Seljak 1.897 Mesaj için 5.552 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 3 times
Seljak 49 Mesajda 60 Defa Eksilendi!
šarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutar
Osmanlı'nın ABD'yi vergiye bağlaması

Yıl 1783... Avrupa standartlarına göre mütevazı da olsa yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başlar. Daha 25 Temmuz 1785'te, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi, Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirilir. Bu gemi, Boston Limanı'na bağlı, Kaptan Isaak Stevens'ın idaresindeki Maria'dır. Arkasından, Philadelphia Limanı'na bağlı, Kaptan O'Brien'ın Dauphin'i de aynı akıbete uğrar. 1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlıların eline geçer... ABD Kongresi, 27 Mart 1794'te, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için Başkan George Washington'a 700 bin altına yakın harcama yetkisi verir. Böylece ABD, Osmanlı tehdidi karşısında donanmasının temellerini atmış olur. 5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul eder. Anlaşmaya göre ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642 bin altın ve yılda 12 bin Osmanlı altını (216 bin dolar) ödemeyi kabul eder. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı imza koyar. Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış olur. Bu, ABD'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan belgesidir.

ABD'nin 225. yıldönümünde Yale Üniversitesi'nin arşivinde ortaya çıkan belgeye Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı imza koyar. Belgenin dili 'Original in Turkish' ifadesi ile baştan belirlenir. Tarihi belgenin ortaya koyduğu önemli bir husus da ABD Başkanı George Washington'ın, dönemin Sultanı Üçüncü Selim tarafından muhatap görülmemiş olması. Çünkü anlaşma Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı tarafından imzalanır.

22 maddelik anlaşmanın tamamı 'avalon.law.yale.edu/18th_century/bar1795t.asp#1' adresinden incelenebilir.

http://www.zaman.com.tr
__________________
Kimden kaçıyoruz kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz. Haktan mı? Ne boş zahmet!


Rengarenk dünyada bir adam gezer,
ne zengin, ne fakir, ne mümin, ne zındık,
hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez,
hiçbir yasağı tanımaz...
Bu alacalı dünyada kimdir bu adam, cesur ve üzgün?
šarenalaža isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 2. August 2010, 04:25   #2
Galenovic
Drugi seljak
 
Galenovic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 46
Seljak 42 Mesaj için 125 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 2 times
Seljak 1 Mesajda 1 Defa Eksilendi!
Galenovic is on a distinguished road
Cevap: Osmanlı'nın ABD'yi vergiye bağlaması

Yazıyı okuyunca aklıma Ruslar'ın Osmanlı donanmasını Çeşme'de yakması geldi. Tarihine baktım, 1770'ymiş. Lisede tarih hocamız Osmanlı donanmasının bu hezimetten sonra bir daha asla eski gücüne ulaşamadığını anlatmıştı. Ki zaten Osmanlı donanması savaş durumu dışında Akdeniz'de pek bulunmazmış. Buraların güvenliğini Osmanlı himayesi altındaki korsanlar sağlarmış.

Çeşme Deniz Muharebesi için: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3...niz_Muharebesi

Hâl böyleyken 1770'te donanması tümden yok olan bir devletin ne deniz gücü kalmış da hangi gücüne güvenerek vergi alabiliyor? İnternette biraz araştırdım ve kısaca şunları buldum. Osmanlı'ya bağlı, ama özerk, Cezayir ve Tunus başta olmak üzere Kuzey Afrika'daki eyaletlerdeki korsanlar, ki bu korsanlar da eyaletler aracılığıyla Osmanlı'ya bağlı, korsanlık faaliyetleri sonucu birçok ticaret gemisini yağmalıyormuş. Elin yeni yetme ABD'si de gemilerinin yağmalanmasını önlemek maksadıyla Cezayir Beylerbeyliği ile bir anlaşma yapmış. Haraç pardon vergi ver saldırmayayım buyurmuş Cezayir'in başı. Sonra iş tersine dönüyor tabi. Anlaşmadan yaklaşık 30 yıl sonra, ABD bombalıyor Cezayir'i, Tunus'u... Yazıda değinilmemiş buna. Anlaşmanın ABD açısından yabancı dilde imzalanan tek anlaşma olduğu da palavraymış. Yazıda bu çarpıtılmış.

Bu hikâye, tarihi bir değerlendirmeden ziyade Zaman Gazetesi'nin ve türevlerinin yeni-Osmanlıcı gazlamalarından fazlası değil gibi...



Amerika Birleşik Devletleri'nin Haraca Bağlanması

18. yüzyılın sonlarına kadar, bağımsız bir sultanlık olan Fas dışında Kuzey Afrika'nın tamamı, Türk hakimiyeti altındaydı. Mısır, imparatorluğun tabii bir parçasıydı ve o zamanlarda 'Garp Ocakları' denilen Kuzey Afrika'daki topraklarımızda Tunus, Cezayir ve Trablusgarb eyaletleri teşkil edilmişti. İstanbul gerçi Fas'ı da kendi toprağı olarak görüyor ve kâğıt üzerinde de kalsa bir eyalet kabul ediyordu ama bu hakimiyet konusu tartışmalıydı. Fas'ın başında bir 'sultan' vardı ve o devirde 'magrib' denilen Fas, bağımsız gibiydi.

Osmanlı, 'Garp Ocakları'ndaki iktidarını bu topraklara Anadolu'dan, özellikle de Ege tarafından sevkettiği askerler ve levendler sayesinde devam ettirirdi. İdari güç, bölgenin en sözü geçen kişisi olan ve 'dayı' unvanını taşıyan yöneticilerin elindeydi.

Garp Ocakları'nın içişlerinde teferruata girmek istemeyen İstanbul, buralarda 'divan'lar kurmuştu. Divana memleketin ileri gelenleri katılır, aralarından birini reis seçerler, 'dayı' unvanını alan bu reis kendi adamlarını tayin eder, bir çeşit hükümet kurar ve eyaletin hakimi kabul edilirdi. Her eyalette gerçi İstanbul'dan gönderilmiş birer 'vali' de vardı ama valiler işlere pek karışmazlar, padişahı temsil etmekle yetinir, konaklarında oturur ve 'dayı'nın kararlarını tasdik ederlerdi.

Yerli halk kendi halinde yaşar ama silâhlı güçler ve özellikle de denizciler, geçimlerini Akdeniz'de korsanlıkla sağlarlardı. Korsanların İstanbul ile ticaret ve Türk denizlerinde dolaşma anlaşması yapmış olan memleketlerin bayrağını taşıyan gemilere saldırması yasak, ama diğer gemileri yağmalaması serbestti.

İşte, Amerika'nın bir zamanlar bize vergi ve haraç vermesini bu korsanlarla 'dayı'lardan biri, Cezayir dayısı olan Hasan Paşa sağlamıştı.

1776'ya kadar İngiliz sömürgesi olan Amerika bağımsızlık savaşını kazanmış ve mücadelenin lideri George Washington, yeni devletin ilk başkanı seçilmişti.

Amerika artık diğer kıt'alara açılmak, ticaret ve deniz yollarında faaliyet göstermek zorundaydı. Kongre'nin bu maksatla görevlendirdiği kişiler, Akdeniz'deki ilk anlaşmayı 1786 Temmuz'unda Fas ile imzaladılar. Fas Sultanı, Amerika ile dost olduğunu duyuruyor ve Amerikan gemilerinin Fas limanlarını kullanmalarına izin veriyordu.

Osmanlı Devleti ile henüz benzer bir anlaşma yapılmamış olmasına rağmen, Amerikan ticaret gemileri Akdeniz'de seyretmeye başlamışlardı. Cezayirli korsanlar, 1785'ten itibaren rastladıkları Amerikan gemilerine el koydular, mallarını yağmaladılar ve denizcileri de esir olarak Cezayir'e götürdüler.

Başkan George Washington, Kuzey Afrika'da yaşanan bu hadiselerden Kongre'yi haberdar etti ve 1795'te Joseph Donaldson başkanlığındaki bir Amerikan heyeti görüşmeler yapıp anlaşmaya varmak üzere Cezayir'e gitti.

Joseph Donaldson ile Cezayir Dayısı Hasan Paşa, 5 Eylül 1795 günü Cezayir'de bir 'Dostluk ve Barış Anlaşması' imzaladılar. Metin Türkçe olarak kaleme alınmıştı ve daha önce Fas ile imzalanan ve Arapça olarak kaleme alınan 1786'daki anlaşmadan sonra, Amerikan tarihinin İngilizce olmayan ikinci metniydi. Cezayir Anlaşması'na göre Amerika, Cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için Dayı'ya 642 bin 500 dolar 'haraç' ödeyecek ve her sene 12 bin Cezayir altını eden 21 bin 600 dolar vergi verecekti. Amerikan Kongresi, anlaşmayı 1796'nın 7 Mart'ında onaylayınca, metin yürürlüğe girdi. Kongre, böylelikle Osmanlı Devleti'ne resmen vergi mükellefi oluyordu.

Amerika, 1796'nın 4 Kasım'ında Trablusgarb'ın, 1797'nin 28 Ağustos'unda da Tunus'un Dayıları ve Beyleri ile anlaşmalar imzaladı. Trablusgarb ile varılan anlaşma uyarınca Amerikan tarafı Trablusgarp Bey'i Yusuf Paşa ile 'divan'ına Amerikalı esirlerin iade edilmeleri karşılığında 40 bin İspanyol doları ödüyor, Trablusgarb'ın ileri gelenlerine altın ve gümüş saatler, elmas yüzükler ve pahalı kumaşlardan yapılmış kaftanlar vermeyi taahhüt ediyordu.

Yine Türkçe olan bu anlaşmanın ilginç taraflarından biri, besmeleyle başlayan metnin hemen girişinde 'Bu belge dünyanın hakimi, denizlerin ve karaların hükümdarı, kralların efendisi, sultanlar sultanı, imparatorlar imparatoru, Sultan Mustafa Han'ın oğlu Sultan Selim Han'ın dikkatli nazarları altında imzalanmıştır. Allah, O'nun hükmünü daimi kılsın' şeklindeki ifadelerin yer almasıydı ve bu ifadeler, metni Türk tarafının dikte ettirdiğini göstermekteydi.

Amerika, 'Garp Ocakları'na vergisini 19. asrın ilk çeyreğine kadar ödemeye devam etti ama bu mükellefiyetten daha sonra güç kullanarak kurtuldu. Trablusgarp Paşası'nın 1801'de kendi başına Amerika'ya savaş ilan etmesi üzerine bir Amerikan donanması limanları bombaladı, sahile asker çıkardı. Aynı gelişmeler daha sonra Cezayir'de ve Tunus'ta da yaşandı. 1824'e gelindiğinde, Amerika, vergi ödeme yükümlülüğünden artık tamamen kurtulmuştu.

Amerika ile Osmanlı eyaletleri arasında imzalanan bu metinler, Amerikan diplomasi tarihinde 'Barbary Treaties' yani 'Barbary anlaşmaları' olarak geçer. 'Barbary' kelimesi, aslı 'Barbarosa' olan ve 'kırmızı sakal' anlamına gelen 'Barbaros'un kısaltılmışıdır, yani gerisinde Barbaros Hayreddin Paşa'nın hatırası vardır ama bir görüşe göre de Kuzey Afrika'nın yerli halkı olan 'Berberilerden kaynaklanır.

Bu anlaşmaların metinleri, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin başlattığı 'Avalon Projesi' çerçevesinde yayınlandı ve bir kısmı da Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi doçentlerinden Hasan Tahsin Fendoğlu'nun 'Modernleşme Bağlamında Osmanlı-Amerika İlişkileri' isimli kitabında yer aldı.



Murat Bardakçı (20 Temmuz 2003 - Hürriyet)
Galenovic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 2. August 2010, 08:36   #3
šarenalaža
Seljak Sa Macugom
 
šarenalaža - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2.482
Seljak 1.897 Mesaj için 5.552 Teşekkür aldı.
Seljak 49 Mesajda 60 Defa Eksilendi!
šarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutar
Cevap: Osmanlı'nın ABD'yi vergiye bağlaması

Alıntı:
Galenovic´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Hâl böyleyken 1770'te donanması tümden yok olan bir devletin ne deniz gücü kalmış da hangi gücüne güvenerek vergi alabiliyor? İnternette biraz araştırdım ve kısaca şunları buldum. Osmanlı'ya bağlı, ama özerk, Cezayir ve Tunus başta olmak üzere Kuzey Afrika'daki eyaletlerdeki korsanlar, ki bu korsanlar da eyaletler aracılığıyla Osmanlı'ya bağlı, korsanlık faaliyetleri sonucu birçok ticaret gemisini yağmalıyormuş. Elin yeni yetme ABD'si de gemilerinin yağmalanmasını önlemek maksadıyla Cezayir Beylerbeyliği ile bir anlaşma yapmış. Haraç pardon vergi ver saldırmayayım buyurmuş Cezayir'in başı. Sonra iş tersine dönüyor tabi. Anlaşmadan yaklaşık 30 yıl sonra, ABD bombalıyor Cezayir'i, Tunus'u... Yazıda değinilmemiş buna. Anlaşmanın ABD açısından yabancı dilde imzalanan tek anlaşma olduğu da palavraymış. Yazıda bu çarpıtılmış.

Bu hikâye, tarihi bir değerlendirmeden ziyade Zaman Gazetesi'nin ve türevlerinin yeni-Osmanlıcı gazlamalarından fazlası değil gibi...
Doğrudur . Detayını bilmiyorum açıkçası. Ancak Zaman gazetesinde görünce ekleyeyim dedim. Uzmanı çıkar bu işin yorumlarsa iyi de olur.
__________________
Kimden kaçıyoruz kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz. Haktan mı? Ne boş zahmet!


Rengarenk dünyada bir adam gezer,
ne zengin, ne fakir, ne mümin, ne zındık,
hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez,
hiçbir yasağı tanımaz...
Bu alacalı dünyada kimdir bu adam, cesur ve üzgün?
šarenalaža isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Eğer var ise yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmanlı'nın Balkan izleri glas Haberler 0 27. September 2009 16:36
Rumeli'de Osmanlı'nın izini sürdüler lazkizi Balkanlarda Gündem 0 5. December 2008 13:05


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:50 .


Powered by V Bulletin Version 3.6.8
Designed By balkanskidom
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.